Tarihçe

TARİHÇE

"Kilis'te 16.yy'da İktisadi ve Sosyal Hayat" konulu doktora tezini (Hazırlayan: Metin AKİS) okumak için TIKLAYINIZ.

MİLLİ MÜCADELE’DE KİLİS

I. BÖLÜM

a) Sömürgecilik ve Bölgenin Önemi

Sömürgecilik, “bir devletin diğer bir devlet üzerinde, ister maddî, ister manevî bir kontrol, nüfuz kurması veya bir üstünlük sağlaması” demektir. Tarihte sömürge kurmak, büyük toprak kazanmak, büyük devlet olmanın gereği sayılıyordu.

XX. yüzyılın başlarında Irak ve çevresinin petrol yatakları, Çukurova’nın verimli toprakları ve İskenderun limanının stratejik önemi bu bölgelere olan ilgiyi attırmış ve emperyalist devletler buraları ele geçirmek için çeşitli entrikalara girişmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu’daki topraklarını paylaşmaya yönelik olarak imzalanan antlaşma Sykes-Picot Antlaşması’dır. Bu antlaşma hükümlerine göre Fransızlara bırakılan Kilis, Antep, Maraş, Urfa gibi yerler, Mondros Ateşkesi akabinde, adı geçen gizli antlaşmaya rağmen İngilizler tarafından -masa başında Fransızlara karşı bir pazarlık konusu olmak üzere- işgal edilmiştir[1].

b) Mustafa Kemal’in Kilis’e Gelişi ve Durum Değerlendirmesi

I. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru Suriye Cephesi’ndeki Yıldırım Orduları büyük ölçüde mahvolmuş[2], bu yenilgiler üzerine Osmanlı orduları daha kuzeye çekilmiş ve 5 Ekim 1918’de VII. Ordu karargâhı Halep’e, oradan da 26 Ekim 1918’de Kilis’in 20 km uzaklıktaki bir köyü olan Katma’ya taşınmıştır.

Türk ordusu Suriye’den çekilirken, bölgede İngilizler ve bazı Arap aşiretleri, Türkler aleyhinde harekete geçmek suretiyle tedhiş hareketlerine başlamışlar ve altı Osmanlı askerini öldürmüşlerdir [3].

   Mustafa Kemal, yaklaşan Arap ve İngiliz saldırısı tehlikesini sezmiş olsa gerek ki, ordunun bütün mühimmatının kuzeye çekilmesi için yer bulmak amacıyla 28 Ekim 1918 akşamı Katma’dan Kilis’e hareket etti.

Mustafa Kemal şehre yaklaştığında Kilislilerin şehirlerine yapılacak muhtemel bir saldırıyı önlemek amacıyla teşkilatlanıp silahlı nöbet tuttuklarını görünce çok memnun olmuştu[4]. Şehrin ileri gelenleriyle görüşen Mustafa Kemal Kilis’teki erzak, cephane ve halkın moral durumunu öğrenmiş[5] ve silah ve cephane yardımında bulunacağına söz vermiştir.  Paşa: “İlk girdiğim bir Türk kasabasında böyle bir silahlı mukavemet teşkilâtı ile karşılaştım. Bu, bana büyük ümit verdi. Yaşasın Kilisliler. Siz kendinizi Araplara yağma ettirmezsiniz; Allaha ısmarladık”[6] sözleriyle Kilis’ten ayrılmıştır.

Mustafa Kemal karargâha döndükten sonra Katma’daki bütün mühimmatın derhal Kilis’e taşınması emrini vermişse de İngiliz bombardımanı sebebiyle malzemenin bir kısmı kurtarılabilmiştir.

 

II. BÖLÜM

İNGİLİZ İŞGALİ DÖNEMİNDE KİLİS

a) İngiliz İşgali ve Tepkiler

  Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından, İtilâf devletleri daha önce paylaştıkları alanlara doğru hızla yayılmaya başladılar. İngilizler, Musul ile ilgili planlarının hedefe varması için Kilis, Birecik, Urfa, Maraş ve Antep’i de işgal etmeyi planladılar[7].

Bu amaçla ön hazırlıklara başlayan İngilizler bir miktar askerle 13 Aralık 1918’de keşif için Kilis’e geldiler.

Yapılan ön hazırlık ve keşif işlerinden sonra 1918’de Aralık ayının ortalarına doğru Hintli Müslümanlardan müteşekkil bir İngiliz süvari taburu Kilis’i işgal etmiştir[8].

  İşgal günlerinde Ermenilerin kışkırtmalarının da etkisi ile İngilizler çeşitli bahanelerle halkı yıldırmaya, moralini bozmaya çalışmışlardır.

İstanbul’da oturan bazı Kilisliler Kilis halkının vekilleri olarak, Kilislilerin yalnız Türk ve Osmanlı kalmaktan ve Anadolu’nun bir parçası bulunmaktan başka hiçbir meşru çözümü uygun görmedikleri ve görmeyeceklerine dair bir muhtırayı[9], Osmanlı hükümeti ve İstanbul’daki İtilâf Devletleri Yüksek Komiserlerine sunmuşlardır.

b) İngiliz İşgali Döneminde Pasif Direniş Hareketleri

Sevk ve İskân Kanunu ile birlikte Osmanlı Devleti’nin başta Suriye olmak üzere çeşitli topraklarına göç ettirilen Ermenilerden[10] daha önce Kilis’te oturan ve İngiliz işgalinin başlaması ile birlikte Kilis’e geri dönen Ermenilerin şımarması ve Müslüman ahaliye pek çok baskı ve kötülük yapmaya kalkışmaları karşısında, 1919 yılının başlarında Kilis ileri gelenlerinin önderliğinde Cemiyet-i İslâmiye adında bir teşkilât kurulmuştur.[11].

   Kilis’te İngiliz işgali döneminde bazı direniş hareketleri olmuştur. Ancak, bu çalışmaların pasif bir direniş hareketi olduğunu görüyoruz. Bu durum yalnız Kilis’e özgü değildi. O dönemde tüm yurtta Millî Mücadele için hâlâ bir kararsızlık ve yer yer düzensiz direniş hareketleri görülmüştür. Kilis de aynı dönemi yaşamıştır.

 

III. BÖLÜM

FRANSIZ İŞGALİ DÖNEMİNDE KİLİS

15 Eylül 1919’daki antlaşma gereği, Kilis’in Fransızlara devredileceğini haber alan Kilis halkı, büyük bir endişeye kapıldı.[12]. Halkın korktuğu başına geldi ve Fransızlar, 29 Ekim 1919 tarihinde içinde Ermenilerin de bulunduğu bir taburla Kilis’i işgal ettiler. Askerlik şubesini de basan Fransız askerleri, bütün belge ve defterleri yaktılar[13].

Halkın ileri gelenleri Fransız işgalini reddetmek ve olayı protesto etmek için büyük bir miting hazırlamışlardır. Tekke Camii avlusunda 29.10.1919 tarihinde öğle namazını müteakip yapılan mitinge on bin kişinin katıldığı iddia edilmektedir[14].

İşgali protesto için bir diğer faaliyet de “Kaza Heyeti Namına Kilis Belediye Reisi Osman Fazlı” imzasıyla bir metin hazırlanarak 29.10.1919 tarihinde telgrafla Sivas’taki Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Temsiliyesine gönderildi. Telgrafta, Fransız işgali protesto ediliyor ve Kilislilerin ebediyen bağımsız ve hür yaşamak ve Türk kalmak istedikleri belirtiliyordu.     

Kilislilerin bu bağımsız yaşama arzu ve isteklerine Heyet-i Temsiliye namına destek veren Mustafa Kemal, 31.10.1919 tarihinde gönderdiği cevâbî telgrafta, Kilislilerin yanında yer aldığını göstermiştir[15].     

İşgal günlerinde halka karşı acımasız davranan Fransız askerleri taşrada bulunan ahaliye saldırarak silahlarını almışlar ve bazılarını da hapsetmişlerdir[16].     

İngiliz işgali döneminde kurulan Heveskârân-ı Maârif Cemiyetinin faaliyetlerinden Fransızlar rahatsızlık duyduklarından cemiyet gözetim altında tutulmaya başlandı. Kilisliler de bir çıkış yolu olarak, ziraatla uğraşanların meslek kuruluşu görüntüsünü verdikleri “Çiftçiler Derneği” diye bir dernek kurmayı kararlaştırdılar[17].      

   Ermeniler, Fransızları kışkırtıyorlardı. Bundan dolayı pek çok defa peçeli kadınlar Fransız askerleri tarafından rahatsız edilmiş ve saldırıya uğramıştır. Bu olaylar karşısında halk galeyana gelince Fransızlar suçun kendilerinde olduğunu bildiklerinden, olayların büyümemesi için özür dilediler[18].

a) Fransızların Kilis Halkına Hitaben Yayınladığı İnsanlık Dışı Bildiri

Olayların yatışmasını müteakip, Kilis’in ileri gelenleri harekete geçerek, Fransız İşgal Kuvvetleri Kumandanı nezdinde durum protesto edilmiş ve bu gibi olayların tekrarı halinde sorumluluk kabul edilmeyeceği bildirilmiştir. Fransız Kumandanı General Quérette ise ancak vahşî milletlere yakışacak bir tavır içerisine girmiş ve bir bildiri hazırlayarak şehrin kalabalık yerlerine asılmasını Kaymakamlıktan istemiştir[19].  Bildiride:
Ne için taşıdığını araştırmaya bile lüzum görmeksizin üzerlerinde rovelver (tabanca) bulunan bir adamın sorgusuz sualsiz kurşuna dizileceği,
Kargaşalık çıkması halinde telef olacak veyahut yaralanacak bir Fransız askerine karşılık yerliden iki adamın kurşuna dizileceği ve bunların da kur’a ile belirleneceği,
Bir evden silah atılırsa o hanenin yıkılacağı,
Böyle bir durumun ortaya çıkması halinde Osmanlı hükümeti memurlarının idare ve hâkimiyet haklarının ellerinden alınacağı ve sokakların mitralyöz (makineli tüfek), bomba ve gazlı mermilerle ateş altına alınacağı[20], yazılı idi.

   Bildiri üzerine, Kilis Belediye Meclisi, çeşitli mahfillere bir protesto telgrafı gönderdi.[21].    

   Anadolu Kadınları Müdafaa-i Milliye-i Vatan Cemiyeti, Hükümetten bu vahşîce davranışlara engel olunmasını istemiş[22].

Mustafa Kemal, Kilis’te Fransızların halka reva gördükleri bu muameleyi haber alınca Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine bir telgraf çekerek, bu vahşetin bütün Heyet-i Merkeziyelerce protesto edilmesini tavsiye etmiştir.[23] 

b) Fransız İşgaline Karşı Kuva-yi Milliye Teşkilatının Kurulması

Sivas Kongresi’nde Güney Cephesi ile ilgili alınan kararlar sonrası, Heyet-i Temsiliye kararlarına uygun olarak Kilis’teki direniş örgütleri yeniden teşkilatlanarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurup bu çatı altında çalışmalara başladılar[24].  

  Fransızlar açısından Kilis’in stratejik önemi çok büyüktü. Fransızlar Kilis’i Kilikya işgal bölgesinin harekât üssü olarak seçmişler ve kullanmışlardır. Gerek saldırı ve gerekse savunma, bütün hareketlerini buradan sevk ve idare etmişlerdir[25]. Kilis’in bu stratejik önemi sebebiyle 1920 yılı başında Fransızlar ordu merkezini buraya nakletmiş ve askerlerin büyük bölümü de Adana’dan Kilis’e getirilmiş ve tahkimata başlanmıştı[26].

  c) Kilis’in Batı Cephesi’ndeki Faaliyetler

Sakip Bey ve Ahmet Ruto kuvvetleri Raco Obası’ndaki istasyon binasında bulunan Fransız karakolunu tahrip etmiş; bazı Fransızlar öldürülmüş, karakolda görev yapan 35 kadar Cezayirli Fransız askeri de esir alınmıştır[27].

Kuva-yi Milliye tarafından Kilis Cephesi’nde Polat Bey görevlendirildi ve Kuva-yi Milliye’ye verilecek düzen üzerinde çalışmalara başladı[28].

d) Darmık Dağı (Hisar) Savaşı ve Sakip Beyin Şehit Düşmesi

Fransızların Maraş’tan çekilmesinden sonra, Ermenilere yardım adı altında tekrar Maraş’a dönmek istemeleri karşısında[29] Kilis Kuva-yi Milliyesi boş durmayarak, Fransızların bölgede kullandıkları tren yolunu kullanılamaz hale getirmek amacıyla 24 Mart 1920 günü üç taraftan köprü kuşatıldı. Yaylım ateşi ile birlikte karakoldaki görevli Fransız subayı öldürüldü. 40 Fransız askeri esir alındı. Köprü ise tahrip edilerek kullanılamaz hale geldi[30].

Bu olaydan bir gün sonra 600 kişilik takviyeli bir Fransız taburu Maraş’a tekrar dönme planları çerçevesinde, Maraş’a gitmek üzere Kilis’in batısına doğru hareket etmişti. Bu kol, Kilis Millî kuvvetleriyle 26 Mart 1920’de karşılaşmıştır. Havali Kumandanı Polat Bey, gerekli planları yapmış ve İslâm Bey ve arkadaşlarını bu iş için görevlendirmiştir. Beğobası’nda mevcut 100 kişilik kuvvetin genel kumandasını üzerine alan İslâm Bey, çetelerini düşmanın yolu üzerinde bulunan bir sırta yaydı. Kuvvetin baş tarafına da Sakip Beyi yerleştirdi. Gün doğarken başlayan ve ikindiye doğru biten muharebe sonunda Sakip Bey şehit düşmüştür[31]. 600 kişilik takviyeli Fransız taburundan hiçbir Fransız askeri kurtulamamıştır. Kuva-yi Milliye ise on kadar şehit vermiştir[32]. 

e) Kilis–Antep Yolu Savaşları ve Şahin Bey’in Şehit Düşmesi:

Kilis Kuva-yi Milliyesi’nin teşkilinde büyük emekleri olanların başında Şahin Bey gelmektedir. Antep Heyet-i Merkeziyesi kendisine “Kilis Yolu Kuva-yi Milliye Komutanlığı” görevini vermiştir[33].

Her ne kadar Şahin Beyi Antep Heyet-i Merkeziyesi görevlendirse de, o günkü Kilis’in idarî sınırları göz önünde bulundurulduğunda savaşmak için topladığı milislerin büyük çoğunluğu Kilis’in köylerinden müteşekkil gönüllülerden oluşmaktaydı.

Fransızlar, Şahin Beyin bölgeye gelerek halkı örgütlemeye başlaması ve halkın da silaha sarılarak çete hareketlerine katılmaları ve şehir içindeki el altından yürütülen hazırlık çalışmalarından haberdar olmuşlar ve halka gözdağı vermek ve onları yıldırmak amacı ile çeşitli bildiriler yayınlamışlardır[34].

Gerek Fransızlar ve gerekse Kuva-yi Milliye tarafından en çok önem Kilis-Antep yoluna veriliyordu. Çünkü Antep’te bulunan Fransız birliklerinin bütün malzeme, iâşe ve cephane ihtiyacı ile takviye birlikleri hep bu yoldan sevk ve ikmal ediliyordu[35].  

Şahin Bey, Fransızların Antep’teki birliklerine erzak ve cephane ulaştırmak amacı ile kullandıkları Katma-Kilis-Antep yolunun güvenliğinin sağlanması ve bu yoldan Fransızların gidip gelmesine engel olunması için gerekli hazırlığa girişti. Kilis Kuva-yi Milliyesi ile sürekli irtibat halinde bulunan Şahin Bey, Kilis-Antep yolu üzerinde üç müdafaa hattı oluşturdu:      

Kızılburun, Kertil, Elmalı ve Bostancık köyleri kuzey sırtları[36].

Bu müdafaa hatlarında Şahin Beyin emri ile siperler kazılmış, silahlı müfrezeler nöbet tutmaya başlamışlardır

Antep’teki Fransız garnizonuna erzak götürmek amacı ile yola çıkacak olan 150 arabalık bir erzak kolunun Kilis’te hazırlanmakta olduğunu öğrenen Şahin Bey gerekli hazırlıkları yapmış ve 3 Şubat 1920 günü Fransızları Kertil’de pusuya düşürerek onları Kilis’e dönmeye mecbur bırakmıştır[37].

Fransızlar, 18 Şubat 1920’de bu yoldan geçmeyi bir daha denemişler, fakat Şahin Beyin kurduğu pusuya düştüklerinden tekrar geri dönmek zorunda kalmışlardır.

24 Mart 1920’de Şahin Beye ve Antep Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine, Kilis Kuva-yi Milliye Komutanı Polat Beyden gelen raporda, Kilis’e Katma’dan 6000 kadar Fransız kuvvetinin geldiği ve bir iki gün içinde Antep’e hareket edecekleri belirtiliyordu. [38]

Antep Heyeti Merkeziyesi, bu rapor üzerine bir taraftan Şahin Beye takviye kuvvetleri gönderilmesine başlamış bir taraftan da durumu 25 Mart 1920’de telgrafla Heyeti Temsiliye Başkanı Mustafa Kemal’e bildirmiş ve ondan yardım istemiştir.[39]

26 Mart 1920 sabahı toplam 2500 insan ile 1400 hayvan ve tanklar ve zırhlı otomobillerden müteşekkil Fransız kuvvetleri, Kilis’ten hareketle Antep’e doğru yürüyüşe geçmişlerdir.

Şahin Bey kuvvetlerinde otomatik tüfekler yoktu. Karışık bir halde Osmanlı, Alman, İngiliz, Rus tüfekleri vardı. Cephane azdı, tüfeklerin çeşitli oluşu cephane ikmalini de çok güçleştiriyordu. Sayı ve her türlü silah üstünlüğünü elinde tutan düşman karşısında köylerden gelmiş talim ve terbiye görmemiş, disiplinden yoksun, dağınık kuvvetler olmasına rağmen çetelerimiz düşman saldırısına şiddette karşı koyuyordu. Saat 15.00’e doğru sağ kanadımız da çözülmeye başladı. Siperlerin boşaldığını gören Şahin Bey çekilenleri durdurmak için boş yere çırpınıyor, direniyor, fakat kimseye laf anlatamıyordu. Bir yaralısı veya şehidini bahane eden milisler, ölü ve yaralılarını yüklenerek savuşuyorlardı[40].

Şahin Beye yanındaki arkadaşları tarafından çekilme teklifi yapıldı ise de o, çekilmedi ve son mermisini atıncaya kadar Elmalı Köprüsü üzerinde direndi. Bütün millî kuvvetlerin ve yanındaki arkadaşlarının çekilmelerine rağmen Elmalı Köprüsü üzerinde yalnız başına kalan Şahin Bey, en sonunda süngülenmiş ve 28 Mart 1920’de şehit edilmiştir. Onun şahadeti üzerine millî kuvvetler daha gerilerde de tutunamayarak Antep’in kuzeyine çekilmek zorunda kaldılar. Fransız kuvvetleri 28 Mart 1920 akşamı Antep’e ulaştılar[41].  Bölgede cereyan eden bu çetin mücadele 31.3.1336 tarihli bir raporla Selahattin Bey tarafından Erkan-ı Harbiye’ye bildirilmiştir[42].

Bu üç günlük savaşta verilen şehit sayısının 100, yaralı sayısının ise bunun birkaç misli olma ihtimali vardır. Düşmanın zayiatı ise, iki subay olmak üzere dört ölü ve biri subay 25 yaralıdır[43].

f) Milli Mücadele’de Kilis-Antep Dayanışması:

400 piyade, iki top ve 100 kadar süvariden oluşan bir Fransız birliği 9 Mayıs 1920’de Kilis’ten Antep’e hareket etmiş, olayı haber alan Polat Bey derhal hazırlıklara başlamıştır[44]. 

Düşman, korku ve endişe içinde üç günde Antep’e ulaşamamış, bir taraftan Kilis Kuva-yi Milliyesi, diğer taraftan Antep Kuva-yi Milliyesi tarafından sıkıştırılan Fransız kuvvetleri, Ulumesere-Akbaba sırtlarında geceleyerek daha fazla gidememişler ve Kilis’e geri dönmek zorunda kalmışlardır[45].

11-12 Mayısta başarısız olan ve geri dönmek zorunda kalan Fransızlar, ne pahasına olursa olsun Antep’te zor durumda olan birliklerine erzak ve mühimmat yetiştirmek için tekrar harekete geçmeye karar vermişlerdir. Kilis Ermenileriyle muhafızların sayısını 600’e ulaştırmıştı.  Polat Bey de gerekli hazırlıklara başlamış ve keşif kolları ile düşmanın hareketleri sıkı bir kontrol altına alınmıştır[46].

Fransızlar yukarıda belirtilen amaçlarına ulaşabilmek için 20 Mayıs 1920’de Kilis’ten Antep’e hareket etmiştir[47].

Fransız kuvvetleri düzenli, iyi silahlanmış, eğitimli ve bakımlıydı. Bunlar karşısında millî kuvvetlerin durumu ise ne silah, ne de eğitim bakımından kesinlikle mukayese edilemeyecek kadar zayıftı.

İki kola ayrılan Fransız birliklerinden birinci kol Almalı Köprüsü civarında altı saat kadar millî kuvvetlerle çarpıştı ve ancak 24 Mayıs günü Kurbanbaba sırtlarına ulaşabildi.

Geneyik Köyü’ne doğru ilerlemesini sürdüren Fransızların diğer koluna daha önce buraya ulaşmış olan Polat Bey kuvvetleri tarafından pusu kuruldu. İki yüz piyade, seksen süvariden oluşan kuvvetlerimiz düşmanı tuzağa düşürmüş ve iki yüze yakın ölü bırakmasına neden olmuştu.

Polat Beyin bu savaşlarda gösterdiği büyük başarı takdire şayandır. Antep Kuva-yi Milliyesi ile sürekli irtibat halinde olan Polat Bey ile yapılan yazışmalarda ondan yardım talep edilmekte olup, düşman mevzilerinin arkadan dövülmesine devam edilmesi, Dülük Baba sırtlarında hazır bulunması, gibi isteklerde bulunuluyordu. Polat Bey de yardımlarını esirgememiş ve Sarımsaktepe’de Kilis Kuva-yi Milliyesi ile Fransızlar arasında karşılıklı ateş açılmış ve millî kuvvetler düşmanın ağır bombardımanına maruz kalmışlardır. Antep Heyet-i Merkeziyesi tarafından Antep çevresinde bulunan Polat Bey Antep’e davet edilmişse de Polat Bey bazı sebeplerle buna iştirak etmemiştir[48]. Kilis Kuva-yi Milliyesi’nin Antep’in kenarına kadar düşmanı takip etmesi ve onu arkadan taciz etmesi Kilis-Antep dayanışmasının en güzel örneklerinden biridir.

Bu önemli mücadelenin başarıyla sonuçlanması Ankara’da yankılanmış ve TBMM’nin 29 Mayıs 1920 tarihli gizli oturumunda gündemi işgal etmiştir. İsmet Bey yaptığı konuşmada, Antep’in müşkül durumda olduğundan, Antep civarındaki savaşlardan ve özellikle güneyde yeni cereyan eden bir savaştan ve elde edilen galibiyetten bahsetmektedir[49]. İsmet Beyin anlattıklarına bakarsak, güneyde bu sırada cereyan eden 21-22 Mayıs savaşları ve Polat Bey emrindeki müfrezelerin Geneyik’te elde ettikleri başarıdan bahsedildiği sonucuna varabiliriz.

g) Fransızların Şehir İçindeki Taşkınlıkları ve Halkın Tepkisi

1920 Mayısının sonlarına doğru şehir içindeki mevcutları 600 civarında olan Fransız askerleri[50] sarhoş olarak çarşı-pazarda dükkâncıların eşyalarını kapmak, kadınların çarşafını yırtmak, nâra atmak, şarkı söylemek gibi hareketleri yaptıkları gibi, çarşı ortasında ahali üzerine rastgele ateş açmışlardı. Açılan ateş sonucu emekli Binbaşı Salih Bey,  Mustafa Hannavi zade Mehmet ve Çakmakçı zade Abdülaziz Efendi ile Küspeci zade Ahmet Ağa isabet alarak yaralanmışlardır. Bu hâli gören Kilis halkı hemen dükkânları kapayarak olayı protesto etmişler ve kasabada gergin bir bekleyiş başlamıştır.

h) Fransızlarla Yapılan Geçici Mütareke ve Kilis’teki Durum

Fransızları bir anlaşma yapmaya zorlamak için çalışmalar başlamış ve bir ateşkes için görüşmelerde bulunulması Fransızlarca kabul görmüştür.

  Mütarekeye göre 29/30 Mayıs gece yarısından itibaren harekât dolayısıyla Fransızlarla olan çatışmalara son verilecektir. Ateşkes 20 gün sürecekti.

Bu arada Kilis Kuva-yi Milliyesi’nin özel olarak ileri sürdüğü mütareke şartları Fransızlarca kabul edilmemiştir. Antep Kuva-yı Milliyesinden olan ve Ateşkes şartlarını görüşmek üzere Kilis’e gelen İrfan Beyin Kilis Kuva-yı Milliyesi ile görüşmemsi ve Fransız dostu olan Ahmet Beyin hanesine misafir olması Kilis Kuva-yı Milliye Komutanı Polat Bey’i çok üzdüğünden Mustafa Kemal’e bir tel çekerek Kilis bölgesindeki görevinin değiştirilmesini istemiştir[51]. Bunun üzerine Polat Beyin tayini Maraş’a çıkmıştır[52].        

   i) Geçici Mütareke Sonrası Kilis ve Havalisindeki Faaliyetler

Milli Mücadele’de Kilis-Antep Dayanışmasının bir diğer örneği de, Kilis Düyun-u Umumiyesinde bulanan 130 bin liranın 60 bin lirası 18 Temmuz 1920 tarihinde dört çuvala doldurularak bin bir güçlükle Antep Kuva-yı Milliye’sine ulaştırılmasıdır.

Antep’in varlık yokluk mücadelesi verdiği ve halkın açlık sınırının altına indiği, ‘açız, açız’ diye feryat ettiği bu acılı günlerinde Kilis’ten kaçırılan bu paranın Antep halkını bir müddet açlıktan kurtardığını söylemek abartı olmaz.       

  Fransızlar yirmi günlük ateşkesin akabinde boş durmayarak şehrin en stratejik tepesi olan Resul  Otman Dağı’nı top ve piyade kuvvetiyle işgal ederek tahkimata başladılar[53].

Öte yandan bunca sıkıntılara göğüs geren ve mücadele saflarında yer alan kişiler kimlerdi? Polat Beyin ifadesi ile “Kuva-yi Milliye’de ifa-yi hizmet edenler ekseriyetle avam tabakasına mensup fakir veya bînevâledirler.” Yani fakir ve yoksullar bu işe omuz veriyorlardı. Yine onun ifadesi ile “ağniyâ (zengin) tabakası değil. Bilirim ki hemen alelumum (hemen hepsi) Fransızlara temayül (meyilli) ve Harekât-ı Milliyeye olanca kuvvetleriyle muhaliftir.” Polat Bey bu yüzden mücadeleye omuz veren fakir fukaraya gösterdikleri kahramanlıktan dolayı madalya verilmesini Adana Cephesi Kumandanlığına 17.09.1920 tarihli şifre ile teklif ederek[54] kadirşinaslığını göstermiştir.

 

IV. BÖLÜM

TÜRK – ARAP İLİŞKİLERİ

Polat Beyin Girişimleri ve Kefergani Buluşması

Polat Beyin Kuva-yi Milliye Komutanı olarak bölgeye gelmesinden itibaren sürekli olarak Araplarla işbirliği içinde olmak istediğini görüyoruz.

Kilis Kuva-yi Milliyesi’nin Araplarla işbirliği yapmak istemesinin en önemli sebebi düşmana orada da darbeler vurmak suretiyle Kilis ve Antep üzerindeki baskı hafifletilebilirdi[55].

Kilis’in Kefergani Köyünde buluşan Kilis Kuva-yı Milliyesi ile Araplar, mücadeleyi birlikte sürdürme hususunda anlaşmışlardır[56].

Polat Beyin Kefergani’deki Araplarla mutâbakatının, Halep’in Fransızların eline geçmesi ile akâmete uğradığını görüyoruz. Ancak bu yakınlaşmanın en belirgin faydası bu anlaşmaya dayanılarak Kilis Kuva-yi Milliye Kumandanlığı tarafından “Güney Akıncı Kolları”nın kurulması olmuştur. Şöyle ki:

Suriye’nin belli başlı şehirlerinin Fransızlar tarafından işgali üzerine Suriye’nin isyancı liderlerinden İbrahim Henânu ve arkadaşları Türkiye ile bağlantı kurarak Maraş’taki 2. Kolordu Komutanı Selahattin Adil Beyle görüştüler ve 7 Eylül 1920’de bir anlaşmaya vardılar. Anlaşmaya göre Türkiye kendilerine silah ve mühimmat verecek, sınırda işbirliğine gidilecekti. Anlaşmadan sonra Türkiye,  makineli tüfekler ve en az bir topla donatılmış bir birliği İbrahim Henânu’ya gönderdi[57]. İşte sözü edilen bu birlik Kilis Kuva-yi Milliye Komutanlığınca oluşturulan “Güney Akıncı Kolları” olsa gerektir.

 

V. BÖLÜM

ANKARA İTİLÂFNAMESİ VE KİLİS’İN İŞGALDEN KURTULUŞU

Fransız hükümetini anlaşma yapmaya zorlayan sebepler pek çoktu. Ancak bunun üzerinde durmayacağız.

Barış görüşmelerini Mustafa Kemal bizzat yürüttü. Mustafa Kemal tam bağımsızlık fikrinde ısrar etti ve “tam bağımsızlık demek, elbette, siyasî, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel v.b. her alanda tam bir bağımsızlığa ve hürriyete kavuşmak demektir”[58] diyerek şartlarını ortaya koydu.

Fransa, 20 Ekim 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile anlaşmaya vararak Anadolu macerasına gecikmeli de olsa son verdi[59].

Ankara İtilâfnamesi’nin akabinde Fransızlar yavaş yavaş Kilis’teki ağırlıklarını çekmeye başladılar. Devlet dairelerinin gönderlerinde asılı bulunan Fransız bayrakları 22 Kasım 1921’de yerlerinden indirildi. Fransız bayraklarının indirildiğini gören esnaf Cuma günü kâmilen dükkânlarını Türk bayraklarıyla süslediler. Kilis’te büyük bir bayram sevinci yaşanıyordu[60].

Yapılan görüşmeler sonucu Kilis’in 7 Aralık 1921 Çarşamba günü teslimi kararlaştırıldı. Kilis Müfrezesi 7 Aralık 1921 günü şimdiki Öğretmen Okulunun bulunduğu sırtlardan Kilis’e girdi. Her daire Kilis Kaymakamı tarafından görevlendirilen kişilerce teslim alındı. O günden sonra Kilis halkının her türlü yönetimi artık millî hükümet görevlilerinin kontrolüne geçmiştir[61].

Ankara İtilâfnamesi’nin Kilis Açısından Önemi ve İtilâfname Sonrası Kilis ve Havâlisinde Sınır Düzeltme Çalışmaları

İtilâfnamenin heyetler tarafından kabulünden sonra, konu TBMM’ye geldiğinde güney sınırının tespiti ile ilgili 8. madde üzerinde yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Milletvekillerinin eleştirileri; sınır çizim şeklinin doğru olmadığı, iktisadî açıdan büyük sakıncalar doğuracağı, demiryolunun büyük problemler çıkaracağı, güneyde kalan Türklerin büyük tehlikelere maruz kalacağı noktalarında yoğunlaşıyordu[62].

Yukarıda sınırla ilgili olarak mebuslar tarafından belirtilen sakıncaların en çok ilgili olduğu yörelerden biri de kuşkusuz Kilis ve havalisi idi. Çünkü Ankara İtilâfnamesiyle Kilis’in eli kolu kırılmış, Ankara Antlaşması’nda ‘Kilis şehri Türkiye’de kalmak üzere’ ifadesi gereği sınır çizgisi son binayı sıyırıp geçtiğinden,[63] Kilis’e ait olan en verimli araziler ve Kilis’e bağlı olan Fellah, Amiki, Şakağı, Com, Okçuizzettin ve Şeyhler nahiyeleri ile bunlara bağlı 400 kadar köy ve buralarda yaşayan 30.000 kadar nüfus Suriye topraklarında kalmıştır. Bunun dışında Kilis merkeze ait bağ, bahçe, zeytinlik gibi halkın en temel geçim kaynaklarının üçte ikisine yakını da güneyde kalmıştır. Bu durum ekonomik alanda kısa sürede kendisini hissettirmiştir. Durumun vahameti karşısında halk bir taraftan yüksek makamlara telgraflarla durumu bildirirken, diğer taraftan da Hassa’da bulunan Tahdit-i Hudut Komisyonları nezdinde girişimde bulunmuş, fakat önemli bir sonuç elde edilememiştir[64]. Konu aynı zamanda Ankara’ya da iletilmiş, Şubat 1922’de Bakanlar Kurulu buna bir çözüm bulamamıştır[65].

Kilislilerin mağduriyetinin giderilmesi için konu Temmuz 1922’de tekrar Ankara’da Bakanlar Kuruluna iletildi. Sonuç yine aynı: Tahdit-i Hudut Komisyonlarının tespit ettiği hudut esas kabul edildi ve Kilis zeytinlikleri ile bağ ve bahçeleri yine Suriye topraklarında kaldı[66].

 

VI. BÖLÜM

CUMHURİYET DÖNEMİNDE KİLİS

a) Kilis’in Kayıpları İçin Lozan’a Bağlanan Umut ve Ötesi:

Lozan’a giden heyete gerek mebuslar ve gerekse Heyet-i Vekile, İsmet Paşa ve heyetinden, Suriye sınırının güneye çekilmesini istediler[67], ancak Türk heyetinin Lozan’daki çabaları sonuçsuz kalmış ve Ankara Antlaşması’nın 8. maddesi, Lozan Antlaşması’nda Türkiye-Suriye sınırı olarak kabul edilmiştir[68].

1926 yılında yapılan ufak bir sınır düzeltme çalışması ile Çobanbey Köyü’nün Suriye’de kalması ve buna mukabil 12 Türk köyünün Türkiye’ye geçmesi kabul edildi. Ancak, bu köylerin arazilerinin büyük kısmı Suriye tarafında kaldı. 1929 yılında tekrar yapılan bir düzeltme ile sınır şimdiki durumunu almıştır[69].

Arazilerin Suriye tarafında kalması probleminden başka bir de Suriye topraklarında kalan Türk nüfusun karşılaştığı problemler vardı. Bunların başında da sağlık problemi geliyordu. Sınıra yakın yerlerde ve Halep’e kadar uzanan mıntıkada pek çok Türk nüfusu vardı. Bunlar tedavi için Türkiye’ye de gelemiyorlardı. Bölgede bulunan Amerikan hastanelerinden istifade etmeye çalışıyorlardı. Bu insanların Türkiye’deki sağlık imkânlarından yararlanmaları ve bunun için de sınıra yakın olan Kilis’te bir bölge hastanesi kurulması Sağlık Bakanlığı tarafından Bakanlar Kuruluna teklif edildi ise de, Kurul bunu uygun bulmamıştır[70].

İsmail Habip SEVÜK 1 Nisan 1936 yılında Cumhuriyet gazetesinde Kilis ile ilgili anılarını yazmış ve o zamanki vahim durumu tasvir etmiştir. Konuya ışık tutması açısından Çolakoğlu’nun kitabından bu yazıyı aynen aşağı alıyorum:

“Toprağının çoğu sınırın ötesinde kalmış yirmi beş bin nüfuslu bu kocaman kasabanın eteğinde şu kulübe ile yamacındaki şu bina sınır karakollarıdır. Kasabanın kendi bizim, fakat özü bizim değil. Buna karşılık toprak onların, fakat tarla bizim. Ürün veren toprağı aldılar, ürünü almak bize bırakıldı. Halk her sabah tarlalarına gidip akşam evlerine dönüyor. Gündüz vatan dışında çalış, gece vatan içinde yat. Kilisliler bu tarlaların bütün faydalarına sahip, fakat tarlaların kendini satamazlar. Tarlalar sahiplerine değil, sahipleri tarlalarına bağlı.”[71]   

b) Yeni Dönemde Siyasi Rant Kavgası:

Kilis Kuvay-ı Milliyesi veya Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bünyesinde mücadeleye katılan ve şehirlerinin ve köy-kasaba her bir vatan toprağının işgalden kurtarılması için canla başla çalışan ve bin bir yokluğa göğüs geren mücahitler Kilis Fransız işgalinden kurtulduktan sonra şehirde her alanda ve özellikle de yönetim alanında söz sahibi olmuşlardı. Kilis adeta onlardan sorulur hale gelmişti. Mücahitlerin bir kısmı; Fransız işgali devam ederken mazeretli veya mazeretsiz şehri terk etmeyenlerin hepsini aynı kefeye koyuyorlar ve bu kişileri Fransız taraftarı olarak yaftalıyorlar ve onlara hain gözüyle bakıyorlardı. Bunlara göre; Millî Mücadele’de elde edilen başarıların hepsi kendi eserleriydi. O halde şehrin kaymağını yemek kendilerinin hakkıydı ve her türlü ödülü hak ettiklerini iddia ediyorlardı.

Mücahitlerin içinde mutedil düşünenler de vardı. Bunlar, memleketin işgalden kurtarılmasında herkesin belirli oranda hizmeti dokunmuştur, diyerek halkın arasına fitne fesat tohumlarının ekilmemesi için çalışmışlardır.

Mücadelenin başlangıcında çetelerin harekete geçmesi ve Fransızlarla çatışmaların başlaması sırasında şehir halkı neyin ne olduğunu kestiremiyordu. Birileri çıkmış, peşimize takılın, diyordu, ancak bunlar kimdi, eşkıya mı vatanseverler mi? Halka bunların anlatılması ve ikna edilmeleri elbette ki zaman gerektiriyordu. Bu da ilerleyen günlerde ve aylarda olmuş; yukarıda da değinildiği gibi Kilis Kuvay-i Miliye Komutanı olan Polat Bey Kefergani’de yaptığı görüşmeler sonucunda pek çok kişi Mücahitlere katılmıştır[72].

Cumhuriyet döneminde mücahitler arasındaki bu görüş ayrılıkları ne yazık ki halka da sirayet etmiş ve aşırı kanaatlere sahip olanlar ağır basmış ve halk ikiye bölünmüştür. Mücahitlerin bir kısmı diğerini düşman ve hasım görmeye başladığından şehirde sosyal barış büyük bir darbe almıştır[73]. Kilis’te Milli Mücadele’ye katılanlar ve katılmayanlar arasındaki mücadele “İhtiyat Zabitleri Taâvün Cemiyeti” ile “Muallimler Birliği ” seçimlerinde su yüzüne çıkmış ve her iki seçimde de Kuvay-ı Milliye’ye fiilen katılanlar dışlanmışlardı.

İlerleyen dönemde CHP tarafından, İslam Bey başkanlığındaki parti meclisine işten el çektirildi ve yerine eşraftan Muhtar Yavaşça getirildi. 1925 yılında yapılan seçimler öncesi etkisiz hale getirilen İslam Bey’in yerine seçimde Muhtar Yavaşça belediye başkanı oldu. Yani her iki olayda da Kuvay-ı Milliye’ye katılanlar muhalefete düştüler. Mücadele devam etti ve İslam Bey 1927 yılında yeniden Belediye başkanlığına seçildi. 1930’ların başlarında Kılıç Ali Bey’in operasyonuyla İslam Bey tasfiye edilmiş ve artık eski gücüne bir daha kavuşamamıştır.

Öyle görülüyor ki Kuvay- Milliye içinde fiilen bulunanların kurtuluştan sonra takındıkları halka tepeden bakma tavırları sebebiyle böyle bir muamele ile karşı karşıya kalmışlardı. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, Milli Mücadele’ye katılmayan aydınların bazıları ile ilgili de ortalıkta pek çok suç isnadını içeren dedikodu dolaşıyordu. Mücadeleye katılanların en çok zoruna giden de buydu.

Mücadeleye katılanlar kendilerinin halk çocukları olduklarını, eşraf ve ağa takımının Kuvay-ı Milliye’de görev almadıklarını, esnaf ve avam tabakasını hor gördüklerini; bu yüzden de onların politik alanda söz sahibi olamayacağını, söylüyorlardı.

Kilis’teki kardeş kavgası uzun yıllar devam etmiş ve ortam 1930’lu yıllarda yavaş yavaş düzelmeye başlamıştır[74].

Yukarıdaki rant kavgasına ilaveten bir de Kilis’in Ankara Hükümetinin kontrolüne geçmesi ve yeni yönetimin, kadrolarını oluşturması aşamasında daha önceki geçici yönetim zamanında devlet dairelerinde çalışan pek çok memur azledilmiştir. Yükselen sesler karşısında zengin ailelerin çocukları tekrar memuriyete iade edilmiş, ancak fakir olanların yüzüne bakılmamış ve bunlar meydanda bırakılarak perişan olmuşlardır. Bu da sosyal barışın bozulmasında önemli rol oynamıştır[75].

c) Cumhuriyet Döneminde İdari Yapı:

1940’lı yıllarda Kilis’e bağlı Musabeyli Bucağı’ndan 16 köy, Gaziantep iline bağlı Burç Bucağı’na bağlanmıştır. 1950’li yıllarda da Oğuzeli ilçe yapılınca Elbeyli Bucağı buraya bağlanmış ve Kilis’in 42 köyü de Kilis’ten koparılmıştır[76].

Kilis, Gaziantep ilinin bir ilçesi iken, Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı 550 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 06.06.1995 tarihinde il statüsüne kavuşturulmuş ve Türkiye’nin 79. ili olmuştur. Kilis ilçe iken, bucak olan Musabeyli ve Polateli, ilçe statüsüne kavuşturularak Kilis iline bağlanmıştır. Gaziantep ilinin bir ilçesi olan Oğuzeli’e bağlı Elbeyli bucağı, bu ilçeden ayrılarak ilçe yapılmış ve bu ilçe de Kilis iline bağlanmıştır.

Kilis ilinin yüzölçümü 1521 km2        olup, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2009 rakamlarına göre şehir merkezi 80.542, ilçe kasaba ve köyleriyle birlikte 122.104’tür. 2010 yılındaki idari yapıya göre Merkez ilçeyle birlikte 4 ilçe 1 belde ve 138 köyü vardır[77].

 Hazırlayan: Okt. Halil İbrahim İNCE

(Kilis 7 Aralık Üniversitesi İnkılâp Tarihi Bölümü Öğretim Elemanı)

                                                                                                                                

[1] Türk İstiklal Harbi (TİH) I, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, ATASE Yay., Ankara 1999, s. 105.

[2] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Genişletilmiş Yeni Baskı, Yüce Yay., İstanbul 1990, s. 1.

[3] ATASE, İSH, Kutu: 67, Gömlek: 76, Belge No: 76-1.

[4] İPEKÇİOĞLU, Sacit, Kilis’te Millî Mücadele ve Gerilla, Kilis Kültür Derneği Yayınları, Ankara 1986, s. 13.

[5] SOLMAZ, Mehmet, Atatürk Kilis’te, Gaziantep Kültür Derneği Yayınları, Gaziantep 1968, s. 35-37.

[6] DEMİRBAŞ, Hasan Kamil, “Ana Hatlarıyla Kilis Mücadelesi”, Mersin Kuvay-i Milliye Dergisi, S. 15, Haziran, 1959, s. 15 ; TİH, IV, s. 48.

[7] TİH, I, s. 105.

[8] TİH, IV, s. 48

[9] Mustafa Budak, “Mütareke Döneminde Bir Aydın-Halk İşbirliği: Kilis’in Türklüğü Osmanlı hükümeti’ne Bağlılığı Hakkında Bir Muhtıra”, İlmi Araştırmalar Dergisi, S. 9, İstanbul 2000’den ayrı basım, s. 70-75.

[10] Geniş bilgi için bkz. Yusuf Halaçoğlu, Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), TTK Yay., Ankara 2001.

[11] TİH, IV, s. 79.

[12] KİLİSLİ KADRİ, Kilis Tarihi, Burhaneddin Matbaası, İstanbul 1932, s. 33.

[13] Demirbaş, a.g.m., S. 18, Eylül 1959, s. 10.

[14] Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi (ATASE) İstiklal Harbi Koleksiyonu (İSH), Kutu: 270, Gömlek: 38, Belge No: 38-2.

[15] ATASE, İSH, Kutu: 270, Gömlek: 38, Belge No: 38-1

[16] ATASE, İSH, Kutu: 55, Gömlek: 47, Belge No: 47-1

[17] Demirbaş, a.g.m., S. 18, Eylül 1959, s. 11. Hasan Kamil Demirbaş, derneğin üyeleri içerisinde yer alan Mesut Remzi, Ziraatçı Halit, Şerbetçi Durmuş, Kör Rasih, Hacı Muhammed Oğulları Galip ve Sadullah, Abdullah, Tevfik ve Kavlak ile Uzun Oğlan adlı kişileri sıralarken bunları sonradan Fransızlarla işbirliği yapanlar olarak nitelendirmiştir. Bkz. aynı yer.

[18] Ahmet Rami, Hatıralar; Demirbaş, a.g.m., S. 19, Ekim 1959, s. 6.

[19] Ahmet Rami, Hatıralar; Demirbaş, a.g.m., S. 19, Ekim 1959, s. 6; İpekçioğlu, a.g.e., s. 19-20.

[20] ATASE, İSH, Kutu: 104, Gömlek: 11, Belge No: 11(1-2); Bu bildiriye şu belgelerde de rastlanmaktadır: ATASE, İSH, Kutu: 109, Gömlek: 128, Belge No: 128(1-2)

[21] ATASE, İSH, Kutu: 347, Gömlek: 156, Belge No: 156-1.

[22] Leyla Kaplan, Cemiyetlerde ve Siyasi Teşkilâtlarda Türk Kadını (1908-1960), Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara 1998, s. 96.

[23] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, C. IV, Ankara 1991, s. 154.

[24] TİH, IV, s. 79.